la roux






Bu İngiliz grubun tarzı synthpop oluyor.
Hemen hemen yeni tanıştım ama sizin de haberiniz olsun istediğim için burada kısaca bir değinmek istedim.
aslında söyleyebileceğim pek birşey yok yani dinliyorum ve dinledikçe seviyorum ve öyle sivrildikleri, abarttıkları birşey yok ama genelde hep aynı tonda ve tempoda gidiyorlar. yine de sevdim. tabi elly jackson ın sesi ile de ayrı bir hava katmış. kliplerini izlediğiniz zaman 80ler 90lardan fırlamış gibi oldugunu da açıkça göreceksinizdir. ama güzel bir pazar gününde evde bilgisayar basında oturmuş iş yerinizden gelen işlerle boğuşurken sizi hiç rahatsız etmediği gibi ara ara müziğe tempo bile tutabiliyorsunuz. evet bunu sizin için denedim. onayladım.
sonuç olarak ne tür müzik dinliyor olursanız olun pişman olmazsınız diyebilirim.




myspace sayfaları için buraya tıklayın

kendi sayfaları için de buraya tıklayınız

ansiklopedideki bölümleri için de buraya tıklayınız




sabahtan beri de takılıp kaldıgım şarkısı...
Quicksand

diğer şarkıları da güzeldir. dinlemelisiniz bence.





.
fotograflar tabiki de bana ait değilller.

Otostopçunun Galaksi Rehberi



Çoğu kişinin bildiği ve hayranı oldugu bir seriden gec de olsa bahsediyorum.
aslında tam olarak nereden başlayacagımı bilemiyorum.
5+1 kitaplık bir seri ve ayrıca bir de yetersiz ama komik buldugum bir filmi var.
espirilerine, olaylara yaklasımına ve kitapta yer alan karakterlerine kadar hayran kaldıgım bir kitap. bu yüzden de Douglas Adams a hayranım. toprağı bol olsun, huzur içinde uyusun.

kitap hakkında fazla bilgi için buradan buyrun

ve film hakkında da minik bir iki bilgi ve fotograf için buradan buyrun

ayrıca belki bu da ilginizi çekebilir



kitabın en ilgi çekici ve en cok sevip kendimi yakın hissettiğim karalteri ise Robot bir karakter olan Marvin. kesinlikle durup durup kitapta en çok güldüğüm bölümlerde marvinin olaylara yaklaşımları oldu.



Kitabı okumaya vaktim yok derseniz bir çok espiriyi kaçırırsınız ama tabi sizin bileceğinizdir diyip filmi izlemenizi de tavsiye ederim fakat kesinlikle ciddi bir kitap yada film beklemeyin. başından sonuna kadar en absürd espiriler ile evren ve tüm hayat ve tüm bildiklerimiz hakkında dalgasını gecen bir senaryo ile karşılacaksınızdır.





Ayrıca Douglas Adams'ın buradan ve buradan kitaplarında ettiği cümlelerden bir seçmece bulabilirsiniz.

Dost canlısı bir şekilde "dont panic" yazısı ile sizi karşılayacak kitap yada filmin sonunda gülümsüyor olacagınızı düşünüyorum.
Ve marvin in dediği gibi: gezegen kadar kocaman bir beynim var ve bana verdikleri şu işlere bakın. hayat cidden zor.




.
fotograflar tabiki de bana ait değiller.

Ateşi Yakalamak -Açlık Oyunları İkinci Kitap-




bir heyecan bir mutluluk ile başladıgım kitabı az önce okuyup bitirdim. -ikinci kitabın sonu- yazısını gördüm. lakin şuan ne bir alevli merak ne de başka birşey hissetmiyorum. sanırım pek bir yorgun oldugum için olabilir.
son kalan kısımı akşam fsm köprüsü çıkışında olan kaza nedeniyle sıkışan trafikte okudum diyebilirim. son kalan 5-6 sayfayı evde biraz önce tamamladım ama dediğim gibi kitabın sonu pek bir sönük mü kalmış yada insanoğlu olarak bu tür sonlara doyduk mu nedir bilemedim. yani bazı kısımlar o kadar tanıdık ve tatsız geldi ki...
neyse kalkıp kitabın sonunu anlatacak değilim.

ikinci kitap nedense birinci kitabın yanında bence sönük kalmış. yada o zaman ki ruh halimle şimdiki arasında fark var. bilemiyorum. belki de birinci kitap giriş kısmı idi ve hep bir sürü olaylar olur hani ve gelişme pek bir sıkıcıdır. işte bu ikinci kitap da bu sıkıcılığın azizliğine uğramış olabilir. tabi ikinci kitabın sonu için diyorum. kitabın sonu biraz hani klişe olmuş derler ya öyle bence.

ama kitap kesinlikle yormuyor. yani hergün akşam eve dönerken okudum ve bir kere bile basım beynim kaldırmıyor, burada ne diyor acaba demedim.

birinci kitapta oldugu gibi baş kahramanlarımıza bu kitapta eski dostlarının yanı sıra yeni arkadaşları da eşlik ediyor. beklenmedik olaylar ve adaletsiz dünyanın oyunları onları içine alıyor. ve başlıyorlar mücadele vermeye.

ikinci kitapta bir kere daha gördüm ki yazar cidden çok fazla derecede televizyondaki surviver tarzı yarışmaları izlemiş. ben de o tür yarışmaları hiç sevmem gerçi ya.
bir de nedense yazar bu sefer ikinci kitabında mad max havasından zerre kadar katamadığı için midir nedir pek de ilgimi çekmedi diyebilirim.
o zaman kısmet üçüncü kitaba...
ve karışık anlatımım için kusuruma bakmayın. zihnimi toparlayamadım.
haftasonu kitap fuarında belki görüşürüz.

Edgar Allan Poe



Bu aralar yollarda, metrobüslerde gecirdiğim zamanlarda okuduğum kitap Açlık Oyunları dışında bir de uyumadan önce çerezlik niyetine okudugum ilginç bir kitap daha var.
aslında neresi ilginç derseniz pek bir fikrim yok. yani sanırım çizgi romanlara yeniden mi ilgi çekmeye çalışmışlar yoksa neil gaiman ın sandmanın gördüğü ilgiden mi yola çıkmışlar yoksa bir sevap işleyelim de klasikleri çizgi roman haline getirip farklı bir uyarlama ile insanlara bir farklılık mı yapalım demişler bilemiyorum. ama sonuç olarak ilgimi çekti ve kiabı satın alıvermiştim.

tek bir çizerin elinden çıkma bir kitap değil. her hikaye için ayrı bir çizer yada birçok çizer tarafından kaleme alınıp herkesin kendi tarzında bize sunulmuş bir kitap. bazı hikayeleri uyarlanmış.




tabiki de kuzgun'a ayrı bir ilgi ve özen gösterilmiş. onun için 10 farklı çizer kalem tutmuş, kendi tarzlarında çizimler yapmışlar. ve hepsinin de yorumu farklı olmuş. iyi de olmuş hani. farklılıklar ve çeşit hoşuma gitmiştir her zaman.

yalnız bir de şu var ki bazı çizimler tabiki de zevkime uygun değillerdi. o yüzden elbetteki bazı hikayelerdeki çizimleri begenirken kimilerini de hikayelere uygun bulamadım bir türlü. herneyse. aslında çok da fazla anlatılacak birşey yok yani. edgar allan poe hikayeleri var içinde ki çoğu kişi e.a.poe yu biliyordur.




"Klasik, herkesin okumuş olmayı istediği, ama kimsenin okumak istemediği şeydir."
Mark Twain.

Çavdar Tarlasında Çocuklar




Yıllar yıllar önce bir sevdiceğim vardı. gerçekten onu sevmiştim aslında ki hala da severim ama olmadı işte. herneyse konu benim ilişkim değil. o sevdiceğim ki ismi Mehmet Fatih'dir, bana önerdiği birçok kitaptan nedense sadece Çavdar Tarlasında Çocuklar isimli kitap daha çok aklımda yer etmiştir. yıllar boyunca kitapçılarda olsun kitap fuarlarında olsun kitabı görüp satın almaya yeltensem de bir türlü olmadı işte. gecenlerde arkadaşım Hülya ile buluşmaya diye evden çıkma lütfünde bulunduğumda onu beklerken kitapçıya uğradım ve kitaplara bakınmaya başladım. kitaplara bakınırken Açlık Oyunları'nın ikinci kitabını gördüm. şöyle bir uzandım da sonradan aklım başıma geldi de aldıgım kararı hatırlayıp hemen o raftan uzaklaştım. (bugün birazcık konuşasım var sanırım ki uzattıkça uzatma meğilindeyim. kusuruma bakmayın.) kitapçıda gerilere doğru gittiğim zaman tam bana göre bir raf buldum. o kadar çok popüler olmamış ama ciddi anlamda bir maden olduğuna inandığım bir rafın karşısında duruyordum. bir kitap beğenmiştim ve çıkmaya hazırlanıyordum ki orada sarı sarı parlayan bu zevksiz kitap kapağı tasarımına sahip Çavdar Tarlasında Çoçuklar isimli kitap gözüme battı -pardon çarptı. Fatih'i hatırlayıvermiştim. ne kadar çok beğendiğini anlatışını falan. belki de artık kitabı almalıyım diyip kitabı satın aldım.
kitap zaten çok uzun uzadıya anlatılan bir konuya sahip değil. ağır bir dili de yok. belki bir ara canım sıkılır gibi olmuştu yani karakterimiz öyle heyecanlı olaylar yaşamıyor. Holden isimli 16 yaşındaki karakterimizin okuldan atıldığını öğrendikten sonra Noele 3gün kalan sürede ailesinin yanına gidene kadar başından geçen olayları kendi ağzından ve kendi bakış açısından okuyoruz. yani eğrisi yada doğrusu ile desem daha doğru olur sanırım. sonuçta ergenlik dönemindeki büyüklere ve yetişkin olmaya özenen, küfürü ağzından eksik etmeyen bir erkek çocugunun düşünceleri bunlar. tabi ki de yazar bunu çok iyi bir şekilde yanıstmış demeliyim. kitapta Holden'in arkadaşlarına olan yorumu, okuluna ve öğretmenlerine olan yorumu, ailesine olan yorumu, kız arkadaşları ve kızlar hakkındaki genel yorumu, yaşadığı şehir New York ve parklarındaki havuzun içinde yaşayan ördeklere olan yorumu, New York'un küçük barları ve oraya daha minik yerlerden gelip de bir ünlü aktör görür müyüz ümidini taşıyan kızlara olan yorumu, daha lüks yerlerdeki zengin insanlara olan yorumu, rahibeler hakkındaki yorumu, küçük çocuklar ve ilkokul koridorları hakkındaki yorumu ve çok sevdiği küçük kız kardeşi hakkındaki yorumlarını okuyoruz.
güzel bir kitaptı ama heyecan verici bir yanı yoktu desem umarım haksızlık yapmamış olurum. yine de farklı bir tadı vardı. mesala kız kardeşinin okuluna gittiğinde koridorların sanki geceden birisi işemiş de sabah da temizlik amaçlı silindiğinde kokunun daha beter olarak etrafa yayılmışçasına kokmasından bahsettiğinde evet dedim benim de zamanımda okulumuzun koridorları böyle berbat kokardı gibi bazı anılarımı canlandırdı hani.
herneyse çok konuştum.


fotoğrafı bu blogdan aşırdım buradan.

"Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."

Çavdar Tarlasında Çocuklar (Özgün adıyla: The Catcher in the Rye)
J. D. Salinger.